Ebu Hanîfe ve Ateistlerin Münazarası

Ebu Hanîfe ve Ateistlerin Münazarası

Ebu Hanîfe ve Ateistlerin Münazarası

Ateistler, dünyada estirilen dinsizlik rüzgarının verdiği etkiyle üşüterek, bir yaratıcıya olan inançlarını kaybetmişlerdir. Ne tenâkuzdur ki, giydikleri spor ayakkabının bile kendi kendine oluştuğuna inanmazlar, ancak akıp gidişi dakika şaşmayan güneşin, ayın ve dünyanın, zincirleme bir tesadüf sonucu kendiliğinden oluştuğunu iddia ederler.
 
Görünen ve bilinen her şeyin kendiliğinden oluşan bir patlamayla (Big bang), tesadüf eseri rayına oturduğuna inanırlar. Fakat aklını biraz çalıştıranlar bilirler ki, dünyada gördüğümüz bütün patlamaların sonucunda hep bir yıkım vardır, yapım değil.
 
10 katlı eski bir bina patlatılıp çökertildiğinde, kapılı, pencereli, çatılı ve dubleks bir ev haline dönüşmez. Yıkık bir harabe olur.
Filmlerde, benzin deposuna kurşun yemiş olan bir Mercedes, patladığında Audi’ye dönüşmez, pert olur!
Beynini kullanan insanlar, hiçbir ayet işitmemiş olsa bile, bu basit ölçülerle kıyas ederek, her eserin bir sanatçısı olduğunu bilebilirler.
 
İslam alimleri, tarih boyunca gerek Ehli sünnet dışı bid'at akımların takipçileriyle, gerekse Yahudi ve Hristiyan din adamlarıyla münazara yaptıkları gibi, yaratıcıya inanmayan Ateist bilim adamlarıyla da ilmi tartışmalara girmişlerdir.
 
Bu alimlerin önde gelenlerinden biri olan, mezhep imamımız İmam-ı Âzam Ebu Hanife'den (rahimehullah) iki örnek vereyim:
 
Rum asıllı bir Ateist, ulema ile münazara eder ve Ebu Hanife'nin hocası Hammad hariç hepsini susturur. Ona karşı kimse yeterli malumatı ortaya koyamaz. İmam-ı Azam o vakit çocuktur. Hammad, Ateistin aynı şekilde Ebu Hanife’yi de susturmasından ve İslam’ın bundan zarar görmesinden endişe eder.
Ebu Hanife, hocasına gider ve “Ben Allah’ın yardımıyla o Ateistin hakkından geleceğim.” der.
Hocasına moral veren Ebu Hanife, onunla birlikte münazaranın akdedileceği camiye gider. Ateist minbere çıkar ve tartışacağı kişiyi ister. Çocuk olduğu halde, karşısına Ebu Hanife çıkar. Ateist yaşına bakarak onu küçük görür.
 
Ebu Hanife - “Yaşla insanları kıymetlendirmeyi bırak da, ne söyleyeceksen onu söyle!” der. (Yaş putuna sarılıp insanları küçümseyenlere, imamın bu sözü çok güzel bir örnektir.) Ateist Ebu Hanife’nin cesareti karşısında dona kalır. Bir zaman sonra kendini toparlar ve Ebu Hanife’ye sorar:
Ateist - “Başı ve sonu olmayan bir şeyin mevcudiyeti nasıl mümkün olur?”
Ebu Hanife - Sayı sistemini bilir misin?
Ateist - Evet.
Ebu Hanife - O halde söyle bakalım; “bir” sayısından önce ne vardır?
Ateist - O ilktir, ondan önce sayı olmaz.
Ebu Hanife - Mecazi manada “bir” olan sayıdan önce bir şey olmaz da, gerçek anlamda “bir” olan Allah Teala’dan önce nasıl bir şey olur?!
 
Ateist bu cevaba karşılık veremeyince yeni bir meseleye geçer ve Ebu Hanife’ye tekrar sorar;
 
Ateist - Hiçbir şey yönlerden hali değildir, bu durumda (Allah Teala’nın da bir yönünün olması gerekir) O'nun görünüşü hangi yöne doğrudur?
Ebu Hanife - Gaz lambasını yaktığında ışığı hangi yöne doğrudur?
Ateist - Işığı alma noktasında bütün yönler eşittir.
Ebu Hanife - Mecazi ışığın durumu bu ise, göklerin ve yerlerin ebedi ve daimi nuru Allah Teala nasıl olur? O'nun yönlerden münezzeh olması evleviyetle gereklidir. (Bu cevap aynı zamanda, 'Allah göktedir, eli şöyledir, yüzü böyledir!' diyen ve yaratıcıyı yaratılmışlara benzeten sapık fırkalara bir tokat niteliğindedir.)
 
Ateist bu cevaba da karşılık veremez ve yeni bir bahis açar. Ebu Hanife’ye hitaben şöyle der:
 
Ateist - Mevcut olan her şey için bir mekan olmalıdır. Madem Allah vardır o halde nerededir? Ebu Hanife Ateiste karşılık vermek yerine, etraftakilerden rica edip meclise bir tas süt getirtir. Ardından da Ateiste, “Bunda yağ var mı?” diye sorar. Ateist “Evet” diye karşılık verince, İmam döner tekmeyi patlatır:
Ebu Hanife - Yağ, bu sütün neresindedir?
Ateist - Belli bir yerle sınırlı değildir.
Ebu Hanife - Varlığı geçici olan bir şeyin durumu böyle olursa, yer ve göklerin yaratıcısı ebedi ve sonsuz olan Allah Teala’nın durumu nasıl olur?
 
Ateist - Peki, O ne ile meşguldür?
Ebu Hanife - Sen bütün bu soruları minberde iken sordun. Ben de onlara cevap verdim. Şimdi sen yere in, minbere ben çıkayım. Ateist iner ve Ebu Hanife, söylediği gibi minbere çıkar. Ardında da Ateistin sorusunu yanıtlar:
Ebu Hanife - Minberde senin gibi yaratanı, yaratılanlara benzetenler olduğunda onu indirir; yerde de benim gibi muvahhitler olduğunda onları oraya çıkarır. "Göklerde ve yerde bulunan herkes, O'ndan ister. O, her an yaratma halindedir." (Rahman 29) ayeti bunu anlatır.
Dehrî şaşırır; Tek kelime konuşamaz!
 
[Taşköprüzade, a.g.e., II, s.186]
 
İlgili sohbetim :
 

 

Kaptansız Gemi Örneği!

Allah Teala’nın varlığını inkar eden dehrîler (Ateistler), tartışmak için imamın yanına geldiklerinde, Ebu Hanîfe soruyla başlar;
 
Ebu Hanife - Size gelip şöyle bir olay anlatan adam hakkında ne dersiniz: 'Ticaret eşyaları ve yüklerle dolu bir gemi gördüm. Ki o gemi, denizin derinliklerinde birbirine çarpan dalgalar ve çeşitli yönlerden esen rüzgarlardan oluşmuştu.
Onu sevk eden denizci ve kaptan olmaksızın düzgün bir şekilde fırtınada gidiyordu?'
Ne dersiniz, akıl böyle bir hadiseyi onaylar mı?
 
Ateistler - Hayır! Akıl böyle bir hadisenin olmasına imkan vermez.
 
Ebu Hanife - Sübhânallah! Akıl, geminin kendiliğinden oluşmasına ve kaptan olmadan gitmesine imkan vermez de, nasıl farklı halleriyle şu dünyanın kendiliğinden yaratılıp idare edilmesine onay verir?!
Bir gemi bile kendiliğinden meydana gelemez de, şu muazzam kainat nasıl tesadüfen oluşabilir?
 
(Muhammed b. Abdurrahman Humeyyis, Usuluddin İnde’l-İmam Ebi Hanife, s.222)
 
İlgili sohbetim :